Giriş
Ayten Mutlu şiirleri, çevirileri ve poetik yazılarıyla yaklaşık kırk yıldır
edebiyatımıza katkıda bulunan bir şairdir. Mutlu’nun şiirlerinde tabiat,
zaman, aşk ve toplumsal meseleler öne çıkar. Tabiata sığınan şair zaman
zaman Yunan mitolojisinden faydalanarak kadının toplumdaki yerini
sorgular.
Kadınlar erkeklerden daha kuvvetsiz, ürkek ve cesaretsiz
görüldükleri için cesaret ve eylem etkin unsurlardan (ateş ve hava) gelir.
Bu sebeple etkin unsurlar erkekliği, edilgen unsurlar (su ve toprak) ise
dişiliği simgeler (Bachelard, 1995: 47).
Ayten Mutlu şiirlerinde ateşin erkekliği simgeleyen gücünü tersine çevirerek kadının cesaretini ve
ataerkil düzene karşı koyan isyanını vurgular. Ateşe göre daha dişil bir
unsur olan su her zaman akar ve düşer (Bachelard, 2006: 13). Mutlu’nun
şiirlerinde suyun, diğer unsurlarla birleşebilme yeteneği vurgulanır ve
suyun aynasından kadının tarihteki kimi zaman erkeklere meydan okuyan
kimi zaman da erkeklere yaslanan rolleri yansıtılır.
1. Tabiat ve Zaman
Ayten Mutlu tabiatın şiirlerini (Mutlu, 2013) yarım kalmış bir resmi
tamamlarcasına kaleme alır. Onun şiirlerinde kullandığı kelimeler okurun
zihninde parlayan bir ışık gibidir. Yalanın, kuşkunun uğramadığı tabiatta
zamanı simgeleyen atların geçişi mevsimleri başlatacak güçtedir:
yarım kalmış bir resimden geçiyor atlar
başlamamış bir mevsimden geçiyor atlar (s. 21)
Mutlu’nun şiirlerinde tabiat en yalın ve en çıplak haliyle
resmedilirken tabiatın gölgesinde kalan insanın derinliği okura hissettirilir.
Gökyüzünün suretini çizen deniz, gölgeler kralının ışığı ve yağmurun
çanları morötesi sözcüklerle çizilir. Toprak; ateşin ve külün barıştığı nokta
olduğu için kıymetlidir. Bu sebeple toprak hem dişi hem de erildir:
ötesine geçelim, okşayan yalımına
otların, karanlık sokakların kıvılcımına
içimize gidelim ateşin ve külün barıştığı toprağa (s. 22)
Tabiatın masum güzelliği, adilliği ve bilgeliği saf bir mücevher gibi
parlar. Tabiat aynasından insanoğlunu izleyen şair, zamanın hızla geçişi
karşısında şaşkın ve hüzünlüdür. “Salyangoz İzleri”nde nereye giderse
gitsin ardında parlak izler bırakan salyangozun güzelliğiyle ve durgun
hayatıyla insanın hızlı ve hırslı hayatı karşılaştırılır. Zaman (yaşlılık), elinde
hançerle insanı beklemektedir.
Mutlu’nun şiirlerinde yalnızlık, hüzün ve insanın zaman karşısındaki
acizliği vurgulanır. “Amfora” (Antik dönemlere ait Yunan çömleği) adlı
şiirde hayat, uzun, soğuk ve zor bir yolculuktur. Amfora, mesaj ve mektup
taşıma aracı olarak kullanıldığı için şiirde hayat yolculuğuna ait mesajları
ileten, zamanın geçişini gösteren bir unsur olarak yer alır:
zamanın adını sordun
bir okyanus ölüsü yatıyordu sesinde
zamanla ben, öylesine benziyoruz ki, dedim
soğuk taşlar taşıyoruz bıkmadan
hayatı sürükleyen bir nehre (s. 27)
Ayten Mutlu’nun şiirlerinde yudumlanan ânlar, hüzünle hatırlanan
anılar, yitik düşler, kaybolmuş mevsimler; yokluğu ve ölümü çağırır.
Böceklerin şöleni olan ölüm, zamanın izdüşümüdür:
okunmuş ölüler
okunmamış ölüler
gamsız larva şöleni
saçaktan düşüyor yavru kırlangıç
ipliksi zar sarıyor zamanın belleğini (s. 30)
Mutlu’nun el değmemiş yaraları anlatan ve yaprağın rüzgâra
yazılmış hikâyesini andıran şiirleri çiğdem kokar. Zamanın büküldüğü
ânların tasvir edildiği “Gitmek” şiirinde, insan tek başına yaşlanan, yaralı
bir ağaçtır. Zamanın ve hayatın büyük sırrını, yalanını öğrenir. Gökyüzü,
sonsuzluğu sadece yağmura anlatsa da damlayla birlikte toprak ve
rüzgâr da kedere bulanır:
gök sadece yağmura anlatır sonsuzluğu
oysa unutur damla toprağa değer değmez
yağmurun da kederli bir ülke olduğunu (s. 36)
“Son Armağan”da bir ağacın ölümüyle ağaç kurtlarının şenlikli
çıtırtısı, gün ışığının gülüşü ve ormanın cıvıltısı sona erer. Yaprak perileri ve
kuşlar, ağaca kederlerini sunarlar. Çünkü tabiatta ölüm, kederli bir
kucaklamadır:
yalnız bir ağacın öldüğü yerde
üç kere döner kuşlar
sunmak için kederi yaprak perilerine (s. 38)
“Gecenin Kömürü” şiirinde aşınmış bir gecede, küf kokan hayatın
loş tünellerinde yalpalayarak ilerleyen insan, ateşin sesini dinler, yalnızlığın
ve zamanın üzerindeki baskısını hisseder:
susmuyor beklemenin su geçirmez saati
an’la zaman arasında bir rakkas
bir uçtan öbür uca...
tik tak tik tak tik tak...
susku tekrarlanıyor gecenin gözlerinde (s. 40)
Yağmayı ertelemiş bir sevginin renginde şiirler yazan Mutlu,
yağmuru öğrenmeye geç kalmışların sözcüklerini kullanır. “Zaman ve Sen”
şiirinde zaman, suya benzetilir. “Gittin”de ise zehirli bir ırmak yatağında
suya dönüşen şiir öznesi akışa kendini kaptırır:
tuza yatırdım geceyi, şekerle ovdum
bütün mezarlıklarda
göğü duydum
derisini atamayan bir yılan gibi
sıkıştı sesim içimdeki ıslığa (s. 94)
“Aytanrıça’nın Gümüş Atları”nda, şiirin tarihteki gizemli ve büyülü
yolculuğu, zamana meydan okuyan gücü vurgulanır. Ahmet Hamdi
Tanpınar’ın “Bursa’da Zaman” (Tanpınar, 2005) şiirindeki “Billur bir avize
Bursa’da zaman” (s. 51) mısraına gönderme yapılarak mekânın geçmiş
ve gelecek zamanı birleştiren etkisi ifade edilir:
Selçuklu bir medresenin
loş odalarında yankılanan sözcükler
şadırvandan dökülen su sesleriyle
yakıyor kandilini Oğuz destanlarının
Türkiyeli bir nefes’in billur avizesinde (s. 109)
Mutlu’nun şiirlerinde insanın tabiatla ve zamanla ilişkisi efsanelere
göndermelerle anlatılır. Her orman, bir ağacın bitmemiş şiiri olsa da bu
efsanevî çığlığı aşamaz. Şiir, sözün ipek yolunda efsanelerin naif sesidir:
hangi şiir geçebilir göğünden bir çığlığın? (s. 59)
2. Aşk
Ayten Mutlu bir söyleşisinde “Erkeğin ve kadının yaşantıya katılım
farklılıklarından gelen farklı söylemler oluşmuş süreç içinde.” der. (Mutlu,
2006: 103). Mutlu’ya göre şiirimizde kadınların eril söyleminin kırılma süreci
toplumda aktif olarak yer almaya ve erkeklere eş değer roller edinmeye
başlamalarıyla paralellik gösterir. Mutlu, şiirlerinde söz konusu eril söylemi
kırar.
Erotik arzu genital heyecanı ve orgazmı, ötekiyle kaynaşma, nihai
bir gerçekleşme ve benliğin sınırlarını aşma duygusu verir (Alper, 2016: 51).
Mutlu’nun şiirlerinde kadının bakışıyla aşk ve erotizm öne çıkar. “Aşk”
şiirinin öznesi ateş ve arzu dolu aşkı, zamanın efsaneler yazan fısıltısı, yeraltı
cenneti, Hades’in (Yunan mitolojisinde ölülere hükmeden yeraltı
tanrısıdır.) vaveylası ve ateşin köklerinde buz tutmuş çayır şeklinde
tanımlar. Kor-kül, ölüm-hayat ikiliklerinden yola çıkarak tarihte ihaneti,
sevinci, şehveti simgeleyen aşkın yalanlarla dolu, yarım, kırık şarkısını
mırıldanır:
hayatsın sen
Nymphe’sin, tohumda bekleyen meyve
mürver gölgesinde yeşeren rüya
ihanetsin, Kirke’nin güzel sesi
bir gülüşün içinde saklanmış ejder
sevinçsin sen
sevinç perilerinin gözlerindeki keder (s. 45)
“Bu Senin Baktığındır” şiirinde, zaman insana verilmiş cezaya, dipsiz
kuyuya, belleksiz anaya ve unutuş ormanına benzetilir. Zamanın insanı
ölüme iten gücü Pandora efsanesine gönderme yapılarak anlatılır.
Pandora, Yunan mitolojisinde Zeus’un insanları cezalandırmak için
yarattığı ilk kadındır. Zeus, Pandora’yla evlenen Prometheus’a düğün
hediyesi (kutu) gönderir. Merakına yenik düşen Pandora, kutuyu açar ve
kutudaki kötülük dünyaya yayılır. Adı geçen şiir, kadının kötülüğün
kaynağı olarak görülmesine karşı bir tepkidir:
ya da derin bir kuyunun
Pandora’ya fısıldadığı ecza
diyor ki, belki çok geç, ama ipek yırtılırken de güler
ve hayat, bekleyeni hiçliğin,
hiçliği bedeninde bir tabut gibi
taşıyabilene verir sesini
zaman yoksa, yol da yoktur sonsuza (s. 47)
“Orgazm” şiirinin öznesi, hazzın doruğuna çıktığı ânı/ânları ateş ve
suyun birbirini tamamlaması şeklinde tasvir eder. Bedenin, zihnin, tenin ve
sesin bir yükten kurtulup zirveye çıktığı rahatlama ânı, tutkunun çığlığıdır:
Islak bir gemi
boşaltıyor birden bire yükünü
gidilmedik bir adanın çığlıklı sahiline (s. 50)
“Bu Gece Aşk” şiirinin öznesi de dünyanın düzenini değiştirecek
güçteki arzusunu erotik ifadelerle tasvir eder. Kadın bedeni tabiatla
bütünleşir, kanatlanır ve karanlığı şehvetiyle aydınlatır:
güne inat geceyi fırtınayla bölelim
o kuytu mağarada şimşekler çaksın
bırak o sıcak nehir bütün kanatlarıyla
uçan bir ejderhanın göğü delen hızıyla
okyanusun en derin yerine aksın (s. 49)
“Femina” şiirinin öznesi ise, karşısındaki kadının yaşamının kırıklarını
birleştirebilmesi ve lanetten kurtulabilmesi için dans etmesi gerektiğini söyler. Adı geçen şiirde kadının (Kybele) doğurganlığı ve bereketi
karşısında Tanrının erkekliği vurgulanır. Kadının büyülü dansı dünyadaki
bütün olumsuzlukları (savaş gibi) örtecek, silecek güçtedir, çünkü kadının
içindeki ritim dünyanın ritmine uyum sağlar:
aklın deliliğe çarpan kıyılarından
bay tanrının yatağından
sisten çık gel siyah tüller içinde (s. 75)
3. Toplum
Ayten Mutlu “Ben şiirin, insan ruhunun şarkısı olduğunu düşünürüm...
Toplumsal koşullardan etkilenir ve toplumu etkiler.” der. (Dünder, 2013:
609). Tarihî ve toplumsal meselelere önem veren Mutlu’nun
“Ortadoğu’da Ay” şiirinde ay ışığının değdiği coğrafya, zamanın elinden
düşürdüğü ayna gibi paramparçadır ve yaralı bir sessizlikle kanar. Savaşın, intihar bombacılarının kan kokusu, kaosu ve karanlığı derinleştirir.
“Savaşın Gölgesinde Oğula Mektup” şiirinin öznesi, incelen ipeklerin
çığlığıyla yazdığı mektubunda endişeli bekleyişini ve oğluna özlemini dile
getirir. Barışın yüceltildiği şiirde tuz alıp tuz vermek (toprak-tuz ilişkisi), her
zaman birbirlerine muhtaç olan insanların dünyadaki serüveninin bir
bölümüdür. İncelen tarihin topraklarında yaşayan annelerin ve yitik
oğulların acı soluğu okura hissettirilir. Işığı kıran su, suyu kıran ayna, aynayı
kıran su gibi oğul da annesinin parçası ve annesi için bir armağandır:
oğlum, susmayan ateş
değişimin ateşi
ekmeğin hamurunu karan ateş, kardı seni rahmimde
kırılacak bir mücevher gibi taşıdım seni
büyüttüm karda açan çiçekler gibi (s. 63)
“Islak Köpek” şiirinde; kan, yanmış et kokusu, çocukların çığlıkları ve
yırtılan ninniler Gazze’de hem kurban hem de cellat olmanın utancını
ifade eder. Savaşın gölgesi en çok çocukları karartır. Patlayan bombaları
ve ceset parçalarını uzaktan zevkle izleyenler ise insanlığın zalim
görüntüsünü tarihin kırılan aynasında yansıtır:
bu el o küçük kızın
başımı okşamıştı ya hani
kopmuş mavi boncuklu bileciği
karnında bir cehennem güllesi
gülüşü paramparça ağzında (s. 66)
“Bir Gültepe Masalı”nda, yukarıdaki şiirlerden farklı bir şekilde
köyden şehre göç eden ve gecekondularda yaşayan ailelerin
yoksulluklarını başka yerlere nasıl (Truva Atı gibi) taşıdıkları anlatılır.
“İstanbul’un Gözleri”nde ise İstanbul’un semtleri, renkleri, tarihî ve
tabî güzellikleri tasvir edilir. İstanbul iki dünya arasındaki köprü olarak
nitelendirilir:
kapanmadan su yolları kalbimde
her gece yıldız giyinen bir ışık şehir
ömrü ikiye bölen firuze nehir
gibi yıksın yokluk ülkesinin duvarlarını (s. 79)
Ayten Mutlu'nun “İstanbul’un Gözleri” şiirinde bir metnin başka bir
metindeki somut varlığından (Aktulum, 2007: 83) yararlanılarak “Sis”te
İstanbul’a lanetler yağdıran Tevfik Fikret’e ve “Sessiz Gemi”de meçhule
giden gemiden bahseden Yahya Kemal’e gönderme yapılır. “İstanbul’un
Gözleri”nde Fikret’in “Sis”inde tasvir ettiğinin aksine İstanbul’un semtleri,
güzellikleri ve zamanın ritmini yansıtan mekânları vurgulanır. İstanbul
ölümden ziyade akan zamana açılan kapı bir kapıdır.
Sonuç
Ayten Mutlu ateşin arzuyu yansıtan, her şeyi arındıran, temizleyen
erkeksi yönlerini kendinde toplayarak güçlü bir kadının çığlığıyla gür sesli
ve cesur şiirler yazar. Türk şiirine hâkim olan eril dili coşkun söyleyişe sahip
eserleriyle değiştirir ve kadınların sesini çoğaltır. Geçmiş şiir birikiminin,
kültür taşıyıcısı dilin imkânlarını sorgulamaya ve geçmişi kuşanarak
geleceğe uzanmaya çalışır.
Ayten Mutlu’nun şiirlerinde tabiatın güzellikleri ve kanunları
yüceltilirken insanın yalanlarla dolu yapay ve çalkantılı hayatı eleştirilir.
İnsanın parçalanmışlık duygusu, arayışı ve dinmeyen acısı vurgulanır.
Tarih, mitoloji ve efsanelerle harmanlanmış şiirlerde, zamanın
baskısından kurtulamayan insanın çaresizliği vurgulanır. Kadınların
(Pandora [Yunan mitolojisinde Zeus’un insanları cezalandırmak için
yarattığı ilk kadın], Kirke [Yunan mitolojisinde büyücü tanrıça], Nymphe
[Yunan mitolojisinde kırlarda ve ırmaklarda yaşayan peri] tarihteki
serüveni şiirleştirilir.
İhanet ve entrikayla örülü hayatta aşk bile yarım kalmış bir şarkıdır.
Perilerin dans ettiği, kayıp notaların arandığı, ateşin diliyle yazılan şiirler
vedanın karanlık melodisini hatırlatır. Sönmüş bir yıldızın ışığını taşıyan şiirler
geveze ihtiyarlara benzeyen zamana karşı direnir.

KAYNAKÇA
AKTULUM, Kubilây (2007). Metinlerarası İlişkiler. İstanbul: Öteki Yayınevi.
ALPER, Yusuf (2016). Psikanaliz ve Aşk. Ankara: Kanguru Yayınları.
BACHELARD, Gaston (1995). Ateşin Psikanalizi. (Çev.: Aytaç Yiğit),
İstanbul: Bağlam Yayıncılık.
BACHELARD, Gaston (2006). Su ve Düşler. (Çev.: Olcay Kunal), İstanbul:
YKY.
DÜNDER, Betül (2013). Konuşmalar Kitabı-Şairler Arasında Kadın Olmak.
İstanbul: Pradoks Yayınları.
MUTLU, Ayten (2006). “Ayten Mutlu ile Ateşin Küllerinde...”. Söyleşi: Fikret
Demirağ, Ateşin Köklerinde. İstanbul: Toroslu Kitaplığı, 101-107.
MUTLU, Ayten (2013). İstanbul’un Gözleri-Seçilmiş Şiirler. İstanbul: Artshop
Yayıncılık.
TANPINAR, Ahmet Hamdi (2005). Bütün Şiirleri. (Hzl.: İnci Enginün), İstanbul:
Dergâh Yayınları.
Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi (2001), “Ayten Mutlu”,
C. II, (Ed.: Murat Yalçın), İstanbul: YKY, 575.
Doç. Dr. EMEL KOŞAR
Kültür Araştırmaları Dergisi, 2019,
Cilt: 1, Sayı: 2, S. 166-173

ŞİİRLERİ