Suut Kemal Yetkin, Baudelaire'den çevirdiği 22 şiiri, şair üzerine yazdığı özlü bir deneme
ile yayımladı.
Baudelaire, insanın aptallıklar, yanlışlar,
günahlar ve cimriliklerle yaşantılarını kararttığı
düşüncesindedir. Bunu 157 şiirden meydana
gelen Kötülük Çiçekleri adlı kitabının ilk şiirinde
de belirtir. Okuyucuya adını taşıyan bu şiirde
şair pişmanlıklarımızın gevşek olduğunu da söyler ve içimizde çakal, panter, dişi kurt, akrep
ve yılan gibi canavarlardan daha canavar bir
şeyin bulunduğunu açıklar. Baudelaire buna can sıkıntısı (spleen) adını veriyor. Kötülük Çiçekleri'nin 107 şiirini Spleen ile ideal adı altında
da toplamış olan Baudelaire'in bu tema'ya
verdiği önemi, aynı bölümde spleen adıyle dört
şiir yazmış olmasından da çıkarabiliriz.
İkisi,
Yetkin tarafından çevrilmiş olan bu şiirlerin
birinde şair "Sanki bin yaşındayım, o kadar
hatıram var." der ve anıları solmuş güllere
benzeterek spleen'in anıların çokluğundan doğduğunu anlatmaya çalışır. Yetkin'in çevirdiği
öteki Spleen şiiri de can sıkıntısını yağmura
bağlayan bir şiirdir. Baudelaire, yağmurun,
bir zindanın parmaklıklarına benzediğini söyler
bu şiirde ve yağmurlu havalarda ruhundan upuzun tabutların ağır ağır geçtiğini haykırır.
Çevrilmemiş olan öteki iki şiirinde de Baudelaire, sıkıntısının kaynağı olarak gene yağmuru
gösterir ve bunların bir yerinde kendisini yağmurlu bir ülke kralına benzeterek hiç bir şeyin
kendisini neşelendiremiyeceğini anlatır.
Baudelaire'in üzerinde kötü havaların korkunç bir etki yaptığını kimi şiirler açıkça
ortaya koymaktadır. O, karın, sokakları, kırları sardığını görür görmez hemen pencerelerin
pancurlarını örter, perdelerini indirir. Ama
içerde sırça köşklerini de kurar hemen. Zaten
dışardaki masmavi göğe ne gerek var? Görünüm
adlı şiirinde belirttiği gibi o masmavi gök Baudelaire'in içindedir.
Baudelaire günün yorgunluklarını, günün içinde bırakıp geceye girdiği
vakit de bu masmavi göğü kendi içinde bulur.
Onun, şiirlerinde ışıktan kaçıp karanlığa sığınma isteğiyle yanıp kavrulması sadece hasta bir
kalbin işareti değil, ayni zamanda bu masmavi,
bu aydınlık gökyüzünde yaşamak isteğidir. Öyle
ki Baudelaire dışarda, kendi içine uygun, günlük güneşlik bir dünya gördüğü vakit de sokağa
fırlayacak ve kafasını balla doldurması için güneşe koşacaktır.
Ama bu güneş de, "sinirleri kıvrandıran
şehvetin, şarabın, gezinin, başkaldırmanın"
verdiği bıkkınlığı verecektir Baudelaire'e. Spleen'in, hiçlik özleminin kaynağı da bu bıkkınlıktır.
Yetkin'in çevirdiği Hiçlik İsteği'nden aldığım şu mısralar bakın bunu nasıl dile getiriyor:
"Yenilen, kötürüm ruh! Koca aylak, seninçin
— Ne aşkın ne savaşın bir tadı kaldı artık; — Çalgılar ve şarkılar, allahasmarladık.” "Cânım kokusu gitti o bahar mevsiminin — Vücut nasıl donarsa içinde tipilerin, — Her dakka biraz daha
beni yutuyor zaman."
Nedir, Baudelaire'i bıktıran şehvet, doğa
ve içki değil de bunların bozuk düzen bir dünya
içinde yer alışlarıdır. Çünkü Baudelaire için her
şeyin başı ölçü ve düzendir, O, bütün hayatında
düzen ve sessizlik içindeki bir dünyanın özlemini çekmiştir. Böyle bir dünyada şehvet de
insanı bıktıran bir şey olmaktan çıkar.
Çağrı şiirinde anlatımını bulan bu özleme Baudelaire, şu mısralarla biçim verir:
"Yavrum
zevkini düşün, — Oraya gidip bir gün —Yaşamanın birlikte! — Sevmek daima sevmek —Sevmek ölünceye dek — Sana benzeyen yerde. — Görünce göklerdeki — Islanmış güneşleri — Arasında
sislerin
— Sihridir beni saran — Yaşlarla pırıldayan
,
— Hıyanet gözlerinin. — Orda ne varsa
nizam, — Şehvet, sükûn, ihtişam.”
Baudelaire bu ölçü ve düzen düşüncesini
şiirlerine de uygular ve sone'yi bu iş için elverişli
bir şiir kalıbı olarak görür. 157 şiirinden 77 'sini
sone kalıbıyle yazmış olması bunu gösterir.
Şairin 15 şubat 1860'da Armand Fraisse'e
yazdığı mektupta biçim üzerindeki görüşü
açık olarak belirir:
"Biçim zorlayıcı olduğu için
düşünce daha şiddetle fışkırır... bir hava deliğinden veya iki baca arasından, bir kemerden
görülen büyük bir panoramadan daha derin
bir sonsuzluk fikrini verdiğini bilmem hiç fark
ettiniz mi?"
Yetkin'in kitabında da yer almış olan bu
mektup parçasının yanı sıra Yetkin, Baudelaire'in, sone'ye, güzelliği sınırlı içinde sınırsız olarak
verebilen bir kalıp olduğu için, bağlandığını
söylüyor.
Sone'yi, Baudelaire'den önceki şairler de
kullanmıştır. Ama onun getirdiği yenilik sone'yi
"yeni bir ruhu yansıtabilen unsurlarla canlandırmış olmasıdır."
Yetkin, "Baudelaire'in bununla da kalmadığını, bent başlarındaki mısraları bent sonlarında tekrar ederek veya Hiçlik İsteği'nde olduğu gibi, her dörtlüğü, birinci ve dördüncü mısraın uyaklarıyle uyuşan bağımsız bir beşinci
mısrayla bütünliyerek yeni sesler elde ettiğini” de belirtiyor kitabında. Yetkin, şairin alışılmış düzenler içinde uyak sıralarına yeni değişiklikler getirdiğini, mort ile remords, soeur ile
douceur, coeur ile vainqueur gibi söylenişleri aynı ama yazılışları ayrı olan heceleri de uyaklaştırdığını ve ses yinelemeleriyle yarım uyaklara
önem verdiğini de belirtiyor.
Yetkin, daha sonra, şairin şiir sanatına
getirdiği asıl yeniliğin 12 hecelik mısradaki klasik durağı atmış olduğunun da altını çiziyor
ki bu, Baudelaire'in rüzgârından kimi esinler
almış olan Ahmet Muhip'le Cahit Sıtkı'nın
bizim hece şiirimizde durakları ortadan kaldırmasına da yol açmıştır.
Baudelaire, Amerikan şairi Edgar Allan
Poe'nun öykülerini Fransızcaya kazandırmış bir şairdir. Baudelaire'in Poe'yu Fransızcaya
çevirmiş olması ya da Valery'nin Baudelaire'in Yeri adlı yazısında belirttiği gibi, kimi şiirlerinin
Poe'yu düşündürtmesi onun Poe etkisinde kaldığını göstermez. Bu, ancak Baudelaire'in bir
mektubunda açıkladığı üzre Poe'nun kendisiyle
ruh özdeşliğini ortaya koyar. Yetkin'in kitabına
alınan bu mektup parçasındaki şu sözler çok
önemlidir:
"Poe'nun bir kitabını ilk defa açıp
okuduğum zaman, yalnız rüyasını gördüğüm
konuları değil, yirmi yıl önce düşündüğüm cümleleri onun yazdığını görerek dehşet ve hayranlık içinde kaldım.”
Ionesco'nun, Fransız oyun yazarlarından
Weingarten'in Akara'sını okuduktan sonra söylediği sözlere benzeyen bu sözler kimi sanatçılar arasında ruh yakınlığı bulunduğunu ve
hemen hemen aynı şeyleri düşündüklerini ortaya
koyar. Ahmet Muhip ile Cahit Sıtkı'nın Baudelaire karşısındaki durumu da, Baudelaire'in
Poe karşısındaki durumundan başka bir şey değildir.
Poe'nun Şiirin İlkesi adlı uzun denemesinde
belirttiği şiir görüşü Baudelaire'in de görüşüdür.
Bu ilkeyi Yetkin, şu sözlerle özetliyor:
"Şiir
esintinin değil, aklın, hesabın, iradenin verimidir.” Şiirlerini bir kuyumcu gibi işleyen, onları
bir ses anıtı haline getiren Baudelaire'e uygun
düşen şiir anlayışı da budur.
Baudelaire'in bizdeki çevirileri üzerinde
de duran Yetkin kitabına bir de şairin hayat
öyküsü ile birlikte incelemeli bir bibliyografya
da eklenmiştir.
Türk dilinde, Baudelaire üzerine ilk defa
temeli olan bir kitap niteliği taşıyan Yetkin'in
Baudelaire ve Kötülük Çiçekleri adlı yapıtı Baudelaire'den çevrilen 22 şiirle de ayrıca önem
kazanıyor. Bu kitabı herkesin ilgiyle karşılayacağını umarım.
SALÂH BİRSEL
Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi
Kasım 1967, S: 194, S. 183-184

ŞİİRLERİ