Kesiksiz Şiir: Gerçi, Eluard'ın son kitaplarından birinin adıdır bu, ama yalnızca
bütün eserlerinin değil, bütün yaşamının da adı olabilir. Nitekim, şiir onun
yaşamında Ölmemekten Ölmek, Barış Şiirleri, Halk Gülü, Eksiksiz Şarkı,
Unutulmayan Vücut gibi eserlerin yazarına bir başka ad bulmak için bir "doğal akış"
olmuştur. Evet, Eluard yok artık, fakat söylediği ile yaptığı arasındaki birlik, şimdi
daha iyi görülüyor, Eluard'ın sesi, ilk şiirlerini yazışından susuncaya değin, hep
kendine bağlı kalmıştır. Seslerin en temizidir o: Gerçeküstücülerin düşlerini çok
güzel dile getirmiş, akışını derinleştirerek, hiç değilse sonradan kaybolmaksızın ve
inkâr edilmeksizin genişlemenin yolunu bulmuştur.
Eluard'ın sesinden daha tekil, daha içten bir ses yoktur. Öyleyken, hiçbir ses
bize onunki kadar derinden dokunmamıştır. "Ben" sözüne hemen hemen her
şiirinde, her dizesinde rastlarız; gelgelelim - Pierre Emmanuel'in de haklı olarak
belirttiği gibi - bu sözde hiçbir bencillik, hiçbir kısır soyutlama görmeyiz. Kendi
adına konuşurken, kendi doğrularını bildirirken bile şair sanki hepimiz adına,
herkes adına konuşmaktadır. Gençliğinde birliktecilik (unanimisme) akımının
etkisinde kalmıştır; onda kendi gerçeğini bulmuştur. Ama bu, Jules Romains ile
çömezleri için bir kafa gerçeği olmasına karşın, onun için bir yürek gerçeği olmuştur.
Aşk, Şiir’i çok daha sonra yazması da bundan olsa gerektir.
O,
delikanlılığından beri şunu anlamıştır: içinde oluşan her hareket, varlığını bütün
varlıklara ve onları kucaklayan dünyaya doğru götürmektedir. Fakat yalnızlık ve
umutsuzluk bu yönelişi önler, hatta bazen büsbütün ortadan kaldırırlar. Bunun için,
türlü kılıklara girerler. Örneğin, yüreğe olduğu kadar bedene de kolayca kayıveren
ölümün maskesini takarlar; yahut yoksulluğa, baskıya ve kıyıma uğramış bir halka
uzanırlar.
Aşk, Şiir sevgidir, dünyanın türküsüdür. Ne var ki, sevgi de, dünya da
ancak aşkın ve kadının türküsü arasından yükselebilir. Eluard, "şair, esin (ilham)
alandan çok esin veren kişidir," der. Elbette, başkalarına esin vermesi için onun da
sevgilisinden bir armağan alması gerekir. Bu yüzden, şairin yaratışı ve alınyazısı
hep bu çatışmaya, aşk ile aşkın ölümü arasındaki bu çekişmeye bağlı kalmıştır. Gene
de, en acı yaşantılara karşın, son söz hep aşkın olmuştur. Breton'a göre Çılgın Aşk,
kendi dışında kalan her şeyin atılmasıdır; Eluard'a göre ise aşk yıldan yıla
başkalarına daha çok yaklaşma halini alacaktır. Bir kadın ister ihanet etsin, isterse
çekip gitsin, yalnızlığın gecesi yeni bir aşk doğuracak ve şair-insan kendini güpegündüz
öbür insanların arasında bulacaktır.
Eluard'ın şiiri apaydınlıktır; gerçi içinde geceye özgü zenginlikler de vardır,
ama ışığı ne dışarıdan gelmedir ne de soğuktur. Derinliklerden fışkıran bir alevdir
sanki; öylesine ruhun hareketleriyle beslenmiştir, tıpkı bir yangının sık ağaçlarla
beslenmesi ya da gizli özsuyunun ışınlarla beslenmesi gibi... İşte şair, bu iç ateşle
güneşin dış ateşini özdeştirir.
Aslında, kendisi de efsanelik bir ateştir;
insanoğlunun Promete'cil gücünü gösterir, nasıl ki âşığın da gücünü gösteriyorsa...
Yaşamanın, istemenin, kardeşliğin sıcaklığı bu alevle tutuşur, ruhsal ve cinsel
yönden erkekçe bir onur onunla birlikte boy atar. Bu eserde, gizli ateşle herkesin
güneşi birbirine karışır; insanları daha iyi yaşamaya, kendi tarihlerinde olduğu
kadar, asıl tarihte de yalnızlığı yenmeye çağırır, bunun için durmadan parıldar.
Hastalık ve savaş (ki o da bir toplumsal hastalıktır) genç şairi çarpar, 1918'de
aşağıdaki dizeleri yazar; bunlar, gür bir eserin kapısını açan anahtarlardır; bir
savaşın ertesinden öbürüne değin uzamış, çeşitlenmiş, fakat özleri değişmemiştir:
Bir ateş yaktım bırakınca beni gökyüzü
Bir ateş yaktım olayım diye dostu
Bir ateş kış gecesine gireyim diye
Bir ateş daha iyi yaşamaya doğru
Gün bana ne verdiyse verdim ben de ona
Ormanları fundaları buğday tarlalarını asmaları
Ve yuvaları ve yuvalardaki kuşları
Ve evleri ve anahtarlarını evlerin
Ve böcekleri ve çiçekleri verdim ve kürkleri ile şenlikleri
Yaşadım yalnız alevlerin çıtırtısıyla
Sıcaklığının kokusu yetti bana
Bir gemiydim sanki kapalı suda batan
Sanki bir ölüydüm ortada kalmış yapayalnız
Bu ilk ateşe ilk aşk bütün gücünü verir. Aşka güvenini açıkladığında Eluard, yirmi
yaşındadır: "Gök açık da olsa, kapalı da olsa, insan sevmedikçe onu göremez."
1951'de, ölüme yaklaştığı bir sırada, "Başından beri aşka tapmıyordum ben," diye
itiraf eder ve şunları ekler:
"Onların ne odu vardı, ne de ocağı / Ateşi buldular
sonradan / insanları buldular."
Rimbaud, "Aşkı bulmak insanı ve eylemini (yani
ateşi) bulmak değil midir?" diye sorar. Aşkın değişimini hiçbir şair Eluard kadar
güzel duyuramaz bize. Bu değişimin aşırı yalınlığı ve katkısızlığı gerçeküstü
imgelerle çiçeklenir, olağanüstü bir nitelik verir onlara. Öyle bir nitelik ki kimse
karşı koyamaz ona: "Bütün yaşamım seni dinler..." "Bütün dünya senin saf gözlerine
bağlanmış / Kanım onların bakışıyla dolaşıyor damarlarımda..."
Eluard'da bakışla, okşamayla, gözle, elle yapılan bir çeşit aşk ayini vardır.
Görmeyen şair kördür, ancak sevilen gözlerin aydınlığıyla ışığa kavuşabilir. Bu
kadıncıl aydınlığı yaratmak şaire düşer:
"Bir tek okşamayla pırıl pırıl ettim seni."
Öte yandan, yalnızlık ve ayrılık yaşamın yadsınması demektir: "Ve sen orada
bulunmayınca / Uyuduğumu sanırım / Düş gördüğümü sanırım / yaşamadığımı." "Ne
kadar sevmekteyim onu bilemiyorum / O mu yok olan, ben mi ayıramıyorum." Aşkın
yokluğu bir uçurumsa, varlığı da sınırsız bir vaattir, sabırsız ve açık bir vaat:
"Gel, çık artık. Birazdan, gök dalgıcı, en hafif tüyler boynundan yakalayacak
seni.
Yer ancak gerekeni taşır ve güzel kuşların gülümser. Aşkın gerisindeki gölge
gibi, üzüntünün ülkesinde, görünüm örter her şeyi.
Çabuk gel, koş. Vücudun düşüncelerinden daha hızla gitsin ve hiçbir şey
- anlıyor musun? Hiçbir şey - geçemesin seni."
Çiftler sürekli bir değişim içinde bulunurlar: Âşık alev olur, sevgili su olur: "Bol
ışıkla biçimini değiştiriyordum senin. Nasıl ki, bir pınarın suyu bardağa konunca
değişiyorsa, insan da elini bir başka elin içine koyunca değişiverir. “Ya o sevdiğine
döner ya da sevdiği ona. Bu karşılıklı dönüşümün birliği yaşamın bütün özelliklerini
değiştirir.- Düş parıldar, güneş hayale dalar, sessizlik konuşur:
Dinelir gözkapaklarımın üstünde
Saçları saçlarımın içinde
Ellerimin biçiminde elleri
Gözlerimin renginde gözleri
Yitmiş gitmiş kuyusunda gölgemin
Göğe fırlatılan taş gibi
Gözleri açıktır hep açık
Uyutmaz beni bir türlü
Düşleri ışıl ışıl düşleri
Güneşleri bastırır güneşleri
Güldürür ağlatır güldürür beni
Konuşturur bilemezken ne diyeceğimi
Eluard'ın özellikle gerçeküstücü şiirlerinde aşk süreklidir, ama durgun
değildir-, yaralanıştan coşkunluğa, şefkatten şiddete dönüşebilir. Değişmeyen tek
şey, onun saflığıdır. Bu saflık dilin saflığıyla bir birlik oluşturur.
Acılarla dolu aşk, gerçeküstücülükte görülen tasayla ilişkilidir; ama, bu tasa,
insana vergi coşkunluk durumuyla da alttan alta çelişmektedir.
Günbatımında bir yüz
Bir beşik ölen yapraklarda
Çıplak bir yağmur demeti
Gizlenen güneş
Suyun dibinde kaynakların kaynağı
Kırık aynaların aynası
Bir yüz terazisinde sessizliğin
Günün son ışıklarının sapanları için
Çakıltaşları arasında bir çakıltaşı
Unutulmuş bütün yüzlere benzeyen bir yüz
İsteğin gözyaşından ayrılmadığı, okşayışın tatlılıktan çok acılık doğurduğu
sarsıcı bir aşkla gelen baş dönmesi. Acının Başkenti, Dolambaçsız Yaşama, İnsan
Piramidi gibi eserlerdeki şiirlerle bizi sarar. Önce bir aşkın, sonra bir kadının
ölümü şairin yaşamında iki kez tekrarlanır ve bu, onu, ancak Rimbaud'nun Cehennemde
Bir Mevsim'indekiyle karşılaştırılabilecek bir yıkımdan geçirir. Gerçi
Rimbaud cehennemden çıkar, ama şiiri de bırakır. Oysa, Orpheus Euıydike'sini
yitirir, ama lirini bırakmaz, onunla gene aşkını yani yaşamını dile getirmeyi
sürdürür. Onun gibi, Eluard da, yitirilmiş aşkın ötesinde anılarla kazanılacak
mutluluğun süregelen varlığına bizi inandırır. Acı bir ayrılmadır bu, ama bir daha
buluşmama değildir. Nitekim, sevişme anları gizemli bir biçimde yaşayadurur:
Bulutlar adına söyledim onu sana
Deniz ağaçları adına söyledim
Dalgalar adına dallardaki kuşlar adına
Gürültü taşları adına
Sevişen eller adına söyledim
Bakan göz bakılan göz adına
Göğü bezeyen uyku adına
Pusulu geceler adına
Yoldaki parmaklıklar adına söyledim
Ak alın açık pencere adına
Düşündüklerin konuştukların adına
Sonu gelmesin diye söyledim
Bu okşayışın bu güvenişin bu inanışın
Sonu gelmesin diye
Neyse ki yeni bir aşk doğar ve onunla birlikte Rönesans başlar. Sevgi, yaşam,
şiir gene yürürlüğe girer; ama tutkuda, yaşamayı karşılayışta, dilde yeni
ayrımcıklar (nuanres) belirir. Özellikle gerçeküstücü dil özgürlüğü ve imge
demetleri dışarıdan çelişik görünen, ama karşılaşmaları kendisine çekici bir güç
veren iki Öğeyi birleştirir: Bir yandan; şiire serpilmiş şaşırtıcı, hatta yapmacık
buluşların doğal zenginliği; öte yandan derin doğrulamalar, deyişler ve tam bir
anlatım yalınlığı. (...)
Dildeki bu çifte hareketi şiirlerin bağrındaki sıralanış
karşılıyor gibidir: Görülmedik imgeler (şairin kendiliğinden bilinç üstüne
çıkmalarına göz yumduğu bu alışılmadık harikalar) ile aşırı bir basitliği olan ve en
beylik, en gündelik verilerden alınan imgeler art arda gelir. Olağandışı imgeler en
olağan imgelerle gerçeklenir ve olağan imgeler olağandışı imgeleri canlandırır:
Bilinenle bilinmeyen, görünenle görünmeyen birbiri içinde erir. Örneğin,
Dolambaçsız Yaşama da- ki bir şiirde bu, böyledir:
"Bir gülüş sarı salkım saçlarda"
dizesi "Güzün dumanları / Kış külleri" dizeleriyle kapı komşudur. Halk Gülü'ndeki şu dizelerde şair, aşkın büyülerini ve onların yüceltici sunularını günlerin güzelliğini
belirten en alışılmış gözlemlerle pekiştirir:
Geceyi bekleyelim geceyi
Hava döşek gibi güzel
Tapılası kızların en tatlısı en ateşlisi
Sevgilisinin uyuyan heykeli önünde diz çökmüş
Uyumayı düşünmüyor bile
Geceyle gündüz güzelleşiyor gitgide
Aslında, Breton'un da belirttiği gibi, gerçek ile gerçeküstü Eluard'ın şiirinde
bileşik kaplara benzer. İçlerinde bilinen ya da bilinmeyen, alışılmış ya da
alışılmamış imgeler yanarlar, ama geride dışık (cüruf) değil, —Eluard'ın da
değindiği üzre— şiirlerde görülen o "büyük beyaz boşluklar"ı bırakırlar; ateşli
anılar "sessizliğin bu büyük boşluklarında geçmişi olmayan bir coşku yaratmak için
erirler." Eluard'ın şiiri, bu yüzden, oldum olası yalınlığa yönelmiştir. Herkesin her
günkü sözcükleri ve imgeleri şiirlerde gittikçe daha çok yer kaplar; öyleyken,
gerçeküstücülerde rastlanan o dil ve hayal gücü azalmaz.
Çekilen acılar şaire oldukça durulmuş bir dünya getiren yeni bir aşkla el ele
yürür. Nitekim, Dolambaçsız Yaşama gene doğru ve arınmış varlığı sarsan şiirleri
kucaklar. Ancak, aşkın can çekişme- sidir ki evrenini daraltarak şairi yoksullaştırır.
Gelgelelim, bir başka aşkın doğuşu bu temel seçmeyi doğrular, yaşamayı dolgunluğa kavuşturur. O zaman nesneler de, varlıklar da ayrışmaktan kurtulurlar, artık
yalnızca kendilerini anlatmaya, geleceğin taşıyıcıları haline gelmeye şairin ve
karısının baktığı gözler gibi verimli olmaya başlarlar; Verimli Gözler şarkı
söylemeye koyulurlar.
"Gene de kuvvet yaşamanın dayanakları olarak kalır." Bunlar öyle dayanaklardır
ki, Eluard, bundan sonra şiirden hep onları ortaya koymasını, sağlamlaştırmasını ve
çoğaltmasını bekler. Eğer aşk sözlerinde hâlâ kendini kuşatan gizli bir tehdit
seziyorsa, bunun nedeni, gölgenin son kez geri gelişi değil, ateşin bir daha
sönmeyişidir.
Bir şey istemedim seni sevmekten başka
Fırtınalar doldurdu vadiyi
Balıklar kıyıları
Yalnızlığımdan bir kavuk ördüm sana
Bütün gece saklansın diye içine
Geceler gündüzlerle barışsın diye
Göreyim diye gözlerinde
Yalnız seni düşündüğümü
Senin hayalinle donanmış dünyayı
Yalnızlığımdan bir kavuk ördüm sana
Görmeyeyim diye geceyi gündüzü
Gözlerin onları düzene sokmamışsa
Geceler ve gündüzler "Doğal Akışı"na kavuşur, ikinci ve sevgili karısı Nuseh'un
yardımıyla şair yeri, göğü, yıldızlan, kuşları, bitkileri, hayvanları ve insanı yeniden
karşısında bulur.
- "Günümüzde şairlerin yalnızlığı siliniyor. İşte, onlar da insanlar
arasında birer insan oldular, işte onların da birer kardeşleri var." Yalnızlık
yenilince, eskiden kötü olan şeyler iyiye yönelir, eskiden umutsuzluk getiren şeyler
umuda çevrilir. Böylece, eskiden kötü bunaltıyı gizlemeye yarayan, ama şimdi
yaşamı değiştirme tutkusunu taşıyan irade, gecenin belirsiz girişimlerinden
gündüzün kesinliğine ulaşır: Eskiden yalnızca iki kişinin yaşamını mutlulukla
değiştiren aşk, şimdi bütün insanların mutluluğunu ister, gelecekte herkesin mutlu
olmasına çalışır:
Gökyüzü genişleyecek
Yerimiz olacak oturmak için
Yıkıntılarında uykunun
Sığ gölgesinde dinlenişin
Bırakılmışlığın yorgunluğun
Toprak canlı gövdelerimizin biçimini alacak
Rüzgârlara kapılacağız hepimiz
Gözlerimizden geçecek gündüzler geceler
Gene de değişmeyecek gözlerimiz
Bizim temiz havamız belirli yerimiz
Giderecek alışkanlığın oyduğu gecikmeyi
Hepimizin yeni anıları olacak
Duygulu bir dili birlikte konuşacağız
Eluard, "Duygulu bir dili birlikte konuşacağız," der. Lautremont ise "Şiiri bir
kişi değil, herkes birlikte kurmalı," der. Ortaklaşa sözün baştacı edilmesini
bekleyen şair konuşur:
"Bütün gözlerin görmesi için /Düşünen bütün gözlerin"
"Konuşmak kucaklamak kadar bereketli olsun diye." Sonra şunu öne sürer: "İnsan
isteseydi, güzellikten başka bir şey olmazdı dünyada." Ardından da şunu söyler:
"Her insan Promete'nin kardeşidir."
1936'da Eluard "Şiirsel Açıklık" başlıklı yazısında şairlerin hak ve görevlerini
şöyle açıklar: "Vakit geldi, artık bütün şairlerin hak ve görevi öbür insanların
yaşamına, ortak yaşama katılmaktır." "Evet ekmek şiirden daha yararlıdır, ama,
sözcüğün bütüncül ve insancıl anlamıyla aşk, sevmek tutkusu şiirden daha yararlı
değildir." Eluard daha sonra yaşamın şiirsel birliğini çok iyi belirten şu görüşü
savunur: "İnsan zekasının kavrayıp yaratabildiği her şey, aynı damardan gelir; eti,
kanı ve kendisini çevreleyen dünya ile aynı maddeden çıkar."
İspanya Savaşı, dostlarının şiirinde olduğu gibi Eluard'ın şiirinde de umut
uğruna yapılan kavgayı belirtmeye yönelir. Guernica Zaferi 1942'de yayınlanan Şiir
ve Doğruluk adlı eserdeki kısa ve dokunaklı ürünleri haber verir:
Ödettiler size ekmeği
Yeri göğü suyu uykuyu
Ve yoksulluğunu
Yaşamınızın
Bu dönemde aşk korkudan daha güçlü görünür, neden derseniz, kadın var olan
her şeyi erkeğe iletir, süreyi ve uzaklığı ortadan kaldırır, şairin görüşünü yeniler
de ondan:
Her şey yenilendi her şey gelecek oldu
... Barışın son yıllarını gölgeleyen bütün tehlikeler, sevginin ve ondan doğan
kardeşlik duygusunun Eluard'a sağladığı iç barışı bozamaz. Bir Eksiksiz Şarkı’dır
bu, düşlerin ve bilincin şarkısıdır:
"Hiçbir uyuşmazlık yok, ışık ile bilinç geceler ve düşler kadar, sırlar ve
yoksulluklar kadar eziyor beni."
Evet, bir şarkıdır bu-, çiftlerin şarkısıdır, dolayısıyla bütün insanların, bugünün
ve onun bilinmeyen mutluluğunun şarkısı, mutlu geleceğin, yarının şarkısı:
Ne varsa bizimle yaşayacak
Hayvanlar altın sancaklarım benim
Ovalar tatlı geçmişim
Canım yeşillikler içli kentler
İnsanlar size gelecekler
Gözyaşları yaralar terler size gelecek
Düşlerin güllerini dermeye
İnsanlar işte şurada duygulu iyi
Atmışlar ölümden de hafif yüklerini
Ne güzel uyuyorlar güneş altında nar gibi
Eluard, eserlerini doğurduğu gibi iradesini de belirleyen bu içten gelme umut
adına, şiirle karışan gerçek adına, gölgeler arasından çıkıveren ışık yani şiir adına
konuşacaktır; kaçınılmaz bir işkenceye boyun eğmiş Fransa'da başkaldırışın ve
sıkıştırılmış ama yenilmemiş aşkın çığlığını duyuracaktır.
1936'da şöyle diyordu: "Gerçeküstücülük düşüncenin herkese vergi olduğunu
göstermeye çalışıyor-, insanlar arasındaki ayrımları azaltmaya uğraşıyor; bunun
için, eşitsizliğe, alçaklığa ve hilekârlığa dayanan saçma bir anlayışa hizmet etmeye
yanaşmıyor."... "Bir sözcük var ki coşturuyor beni, duyunca ürpermeler
geçiriyorum; büyük bir umuttur o, umutların en büyüğüdür, yıkıcı güçleri ve
insanları ezen ölümü yenmenin umududur: Bu sözcük, kardeşleşme'dir."
Gerçeküstücülüğün bu gönüldeşliği ile Eluard'm 1942'de yaptığı şu çağrı arasında
bir uyuşmazlık yoktur:
(...)
Yıkık sığınaklarıma
Sönük fenerlerime
Duvarlarına sıkıntımın
Yazarım adını
İsteksiz yokluğa
Çıplak yalnızlığa
Ölümün basamaklarına
Yazarım adını
Düzelen sağlığa
Kalmayan tehlikeye
Anısız umuda
Yazarım adını
Ve bir tek sözün gücüyle
Başlarım yeniden yaşamaya
Seni tanımak için doğmuşum
Seni çığırmaya
—Özgürlük
Herkese açılan şiirin yolu üstünde, en büyük baskıya karşı koyan sesleri,
Şairlerin Onuru'nda duyurmuş olmak şerefi Paul Eluard ile arkadaşı Jean
Lescure'ün olacaktır. Dünya Savaşı'ndan sonra Eluard, kendine pek ağır gelen
mutsuzluğu tanıyacaktır: Sevgilisinin ölümü... Yeniden o dayanılmaz yalnızlığa bir
daha gömülecektir. Fakat, ölmezden önce, üzerinde bütün varlığının ve eserinin bir
tek alev halinde çiçeklendiği o gerçeği yeniden bulacaktır: Aşk... Sevişen bir çiftin
şiiri bugün olduğu gibi yarın da herkesin yaşamında işler. Sevilen yüz yararlıdır, yer
ve zamanın sınırlarını aşarak herkese ışınlar gönderir:
Nicedir yüzüm yararsızdı
Ama şimdi
Sevilesi bir yüzüm var
Mutlanası bir yüzüm
İyilik dans ediyor dudaklarımda
Ölümsüzdür evim benim
En büyük kural:
Yıkana karşı çıkandır
Sevilmeye layık olan
Böylece, alabildiğine duyarlı ve mutsuzluğu aşmış olan Eluard'ın şiiri, katıksız
bir mutluluk türküsü olarak kalır. Şairin soluması gibi duru, kendiliğinden, içten
gelen bu şiir en kardeşçe, en evrensel dili konuşur. Öylesine yalındır, gündelik
sözcüklerle kurulmuştur, en alışılmışların yanında en az görülenleri de kapsar. O,
öyle bir alevdir ki, bağrında güzel, verimli, ateşli, insancıl ile öğeleri, nesneleri,
düşleri, varlıkları birlikte taşır:
İnsan oldum taş oldum
İnsanda taş taşta insan oldum
Gökte kuş oldum kuşta gök
Ayazda çiçek oldum güneşte ırmak
Çiyde pırıltı
Kardeşçe yalnız kardeşçe özgür
(Çeviren: Asım Bezirci)
G. EMMANUEL CLANCIER
Asıl Adalet

ŞİİRLERİ