Orada bir köy var uzakta, hey Balım kız
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da hey Dalım oğul
O köy bizim köyümüzdür.
Mahmutlar'ı gören var mı? Onbeş evlik köy
Altu pınar, altu kol akar çeşmesi
Baharlar gelir geçer, ev içleri şenliksiz
Tozlu iğde çiçeklerinde, baharlar uyur.
Kutludüğün, eski toy düğünlerin günü
Gece damlarda ay balkır.
Bayındır'da, Oğuz boyu köylerinde
Türkmen ayranı bir bakraçta uyur.
Yuvacık köyünde yavrum usul usul bostanlar büyür
Kerpiçler yanmış sıcaktan susuz
Ovacık'ın yollarında toz duman yaz ayları
Çatlar ortasından bozkır, karpuz kokusunda, uyur.
Doktor Ceyhun Atuf Kansu.
Adını ilk kez nerede gördüm?
Şiirini, düzyazısını ilk nerede okudum?
Ozan öğretmen Hazım Zeyrek, Sıvas'ta "Su" dergisini yayımlıyordu. Sakarya Meydan Savaşı'nın destanını, tadına vara vara ilk orada okudum. Okullarda, herkes Kurtuluş Savaşını - güya - öğrenir. Ben hiç sanmıyorum ki, bir dönüm noktası olan Sakarya Meydan Savaşı, gerektiğince, önemine göre ele alınsın. Tarih öğretmenlerimiz acaba, bu konuya eğiliyorlar mı? Bu soruya olumlu yanıt verme olanağımız yok.
Evet, giderek Kansu ozanımı daha yakından tanımaya başlıyordum. 1964'te Ankara Üniversitesi öğrencisiyken, okuma açlığıyla kitaplıkları tarıyordum. Hukuk Fakültesi okuma salonunda 1940'lı yılların "Ülkü" ciltlerini buldum. Benim için bir defineden, hazineden farksızdı. Köyden öyküler, köy ekonomisi araştırmaları ve şiirler. Aşık biçeminde Karacoğlan'ın anlatım tadını veren şiirler.. Ceyhun Atuf Kansu adına ilk bu dergide rastladım. Ondan sonra şiirlerinin tiryakisi oldum.
Nevşehir Lisesinde öğrenciyken (1961-64) yazın öğretmenimin isteğiyle aldığım kitabında Behçet Necatigil diyor ki , "Önceleri halk şiiri geleneklerine bağlı şiirler yazdı (1838-1944), sonra Yeni Şiir'i benimseyerek 1940 kuşağının toplumcu şairlerine katıldı, bu toprağın dertlerini, acılarını, sevinç ve mutluluk özlemlerini dile getirdi. Belli başlı hemen bütün fikir ve sanat dergilerinde şiir, makale, deneme ve hikayelerine rastlanmaktadır" (Behçet Necatigil. 1979. Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü. s.169-170, Varlık Yayınevi).
Ceyhun Atuf Kansu… Çocuk sayrılıkları sağaltmanı, halk lokmanı güzel insan.
Sonraları TRT'de Radyo konuşmaları başladı. Atatürk ve Kurtuluş Savaşı.. Bir köy kahvesinde, savaş anılarını aktaran bir "İstiklal Harbi Gazisi" anlatımıyla.. Antep cenginden İnebolu kayıkçılarına dek, Anadolu direnişini, şiirleriyle süsleyerek anlatıyordu. Dinletmesini biliyordu Kansu ozanım. Sesinde bir içtenlik, duruluk, inandırıcılık.. O zamanlar düşünmüştüm ki, olanak yaratılsa, Milli Eğitim Bakanlığı bu konuşmaları kasetlere okuyarak bütün ilk ve orta dereceli okullarımıza dağıtsa.. Kurtuluş Savaşımız genç beyinlere, ancak böyle işlenebilir... Sonra Varlık Yayınevi bu radyo konuşmalarını küçük bir kitap olarak yayımladı. Kitaplığımda yer almasından sonsuz övünç duyduğum bir eserdir bu.
Palu, Arıcak dolaylarında çalışırken "Balım Kız, Dalım Oğul" başladı radyoda. Birini bile kaçırmadan, sonsuz bir tad alarak dinledim. İçim içime sığmıyordu. Bozkırlarıyla, göçer-konar aşiretleriyle bir yarıkıta Anadolu dile gelmişti. Türk Dil Kurumu bu radyo konuşmalarını kitaplaştırdığı zaman, gerçek bir hazineye kavuşmuş oldum. Eşe dosta en çok armağan ettiğim kitapların başında gelir "Balım Kız, Dalım Oğul".
Sakarya Meydan Savaşı, kitaplaştığı zaman, o dönüm noktasının 50. yılıydı. Bir kasaba gazetesinde, yanlış dizilişlerle, Kansu ustanın kitabını tanıttım. Yazı üç gün sürdü. Ilgaz Dergisinde sürekli yazıları çıkıyordu. Bir sayısında benden söz etti. Babamın dayısı Mustafa Kaya, Sakarya Savaşına topçu neferi olarak katılmıştı. Yazdığım mektupta bundan söz etmiştim. Üç günün birikmiş gazetelerini kendisine gönderince, övgü dolu bir mektup aldım. Beni Ankara'ya çağırıyor; yakından tanımak istediğini belirtiyordu.
Binip otobüse Ürgüp'ten, Ankara'ya vardım. Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi'nin Sıhhiye'deki merkezinde, bir doktor muayenehanesinden çok farklı,sıcacık bir ortamda, tadına doyum olmaz söyleşilere daldık. Odasına giren çıkan herkese, övücü sözlerle beni tanıtıyordu. Sonra, gide gele, bende tiryakilik yarattı. Çeşitli bahanelerle sık sık Ankara'ya uğrar oldum. Yarenliği tatlıydı; anlattıklarından çok yararlanıyordum. Her ziyaretimde, yeni çıkmış kitaplarını imzalaması, bana gurur veriyordu. Ankara'ya uğrayışlarımın bir anlamı vardı artık. Sevinç duyuyordum. "Cumhuriyet Bayrağı Altında", kitabında anlattıklarını, kendi ağzından dinlemenin de ayrı bir tadı vardı.
Çocuk sayrılıkları uzmanıydı. Sevecenliğini gözlüyordum bebeleri muayene ederken. Her bir sayrı bebek sanki kendi çocuğuydu; kendi torunuydu. Yüzünde bir gülümsemeyle, bir yandan reçete yazarken, bir yandan onların anne babalarıyla konuşuyordu. Acaba, diyordum, bu anne babalar, ilerde çocuklarına, övünerek, "Seni Doktor Ceyhun Atuf Kansu muayene etti, iyileştirdi, o hem iyi bir doktor,hem ünlü bir yazar ve ozandı," diyecekler mi? Acaba, onun şiirlerini okuyan var mıydı? Evlerinde ondan bir kitap var mıydı? Sonra, kendi kendime sorduğum bu sorulara olumlu yanıt veremiyordum. İçim burkuluyordu. Ceyhun Atuf Kansu gibi bir "ozan-hekim-atasagun" bir bebeği iyileştirsin de, bu bir övünç konusu olmasın ailede. Herkes, aynı gözle bakmıyordu ki. Algılamalar, değerlendirmeler değişikti. Şiirin yeri yoktu ki aile yaşamımızda.
Söyleşilerimizde, insancıllığının ne denli yüce, ne denli içten olduğunu anlıyordum.
Turhal Şeker Fabrikasının doktoru iken,kızamık salgınında, neyin ne olduğunu anlayamadan, daha bebeyken, bu yaşanası dünyadan kayıp giden bebelerin ölümünü anlatırken gözleri yaşarıyordu. "Kızamık ağıtı" şiirinin insanı kahreden yakıcılığı, güzelliği Onun insancıllığından kaynaklanıyordu.
"Dünyanın bütün çiçeklerini getirin" diyen öğretmenimizi anlatırken de ağlıyordu ve bizleri de ağlatıyordu. Kimse gizlemiyordu gözyaşlarını. Hepimiz biliyorduk, onun, köy öğretmenlerini nasıl ilgiyle, sevgiyle izlediğini.
"Köy Öğretmenine Mektuplar"ı okumamışsa bir öğretmen, çok şeyden, dostluğun anlatımından, sıcak bir yarenlikten, insan sevgisinin dile getirilişinden yoksun kalmış demektir.
Turhal çevresine yaptığı gezileri anlatıyordu. Talip Apaydın öğretmenimle söyleşilerini aktarıyordu. Nerede olduğumu unutuyordum orada. Bir ermiş bilgenin otağındayım; yarenliğinden yudum yudum tad alıyorum; gönlüm gururla dolarak sevinçten; içim burkularak üzüntüden..
Ha bu yol Güneysu'ya gider
Çaydan, dağlardan ve tabancalardan geçerek
Ay ağacına gider
Ardeşen ormanlarında.
Söyleşilerde kimlerin adı geçmiyordu ki... Önder Atatürk'ün Samsun'a çıktığı yıl doğmuştu. Çocukluğu, gençliği bütünüyle Atatürk'ün, ülkemizi çağdaş bir dünya devleti yapma girişimlerinin o coşkulu ortamında geçmişti. Babası ünlü eğitimci Nafi Atuf Bey.. Politikacı kimliği de var: CHP Genel Yazmanı aynı zamanda. Gözüpek devrimci, Mustafa Kemal Paşa'nın Sıvas günlerinden kader arkadaşı Mazhar Müfit Bey (İttihat ve Terakki'nin Bitlis valisi) yakın akraba. İsmail Hakkı Tonguç enişte.. Eğitime duyduğu ilgi, -köye sevgiyle yaklaşım demek ki, çocuk Ceyhun Atuf da bu ortamda başlamış.. Kurtuluş Savaşı anıları taze.. Lisede, Tıp Fakültesinde öğrenciyken sık sık köylere gidiyor, Anadolu'yu tanıma gezilerine çıkıyor. "Memurlar kâğıtta, köylü ağıtta" diyor bir Kırşehir gezisinde. "Yurdumdan" adlı kitabını okuyanlar, gençlik yıllarının gezi izlenimlerini, ilginç gözlemlerini bulurlar şiirlerinde.
Ozan Gülten Akın Cankoçak Onu ne güzel betimliyor: "Dünya kardeşliğinin, sevgisinin ozanı. Halkın mutluluğu için yazan ozan. Uykuda olmadığı her saatı çocuklarla, insanların dertleriyle, hastalıklarıyla geçiren, onlara umut, sağlık vermeye çabalayan ozan. Bürokrat kökeninde geliştirecek olsaydı kendine çok şey sağlayacak bir hayatı elinin tersiyle itip, Anadolu halkına yıllarca yararlı olmuş ozan. Vermiş-almış. Kendini geliştirmiş, şiirini geliştirmiş." (Gülten Akın. 1983. Şiiri Düzde Kuşatmak. s. 82, Alan Yayıncılık. İstanbul).
Karacoğlan'ın bacanağı Cahit Külebi ustaya kulak verelim: "Ceyhun Atuf Kansu bir halk adamı, abartmadan söyleyeyim, bir yalvaç olmuştu. Paraya, üne, gösterişe değer vermezdi. Kendisini ülkesine, halkına adamıştı. Atatürkçülük, toplumculuk anlayışını şu üç temele dayamıştı: Halkçılık. Kendi kendisini yenileyen bir devrimcilik. Ahiliğe, halk loncalarına benzer bir kardeşlik anlayışı. (…) Çok sevecen ve yumuşak olduğu halde düşünsel konularda ve gerçekçilikte tartışmalardan, çekişmelerden kaçınmazdı" (Cahit Külebi. 1986. İçi Sevda Dolu Yolculuk. Çağdaş Yayınları. s. 94. İstanbul)
1978'in mart ortalarında İstanbul Üniversitesinde, gençlere ateş açıldı. Altı öğrenci yaşamını yitirdi. İnsan ozanın kalbi bu olaya dayanamadı. Değil ölümlere, bir canın acı çekmesine, bir çiçeğin koparılmasına da dayanamıyordu.
Daha altmışında bile değildi.
Onu yitirdikten sonra, benim için Ankara, eski ilginçliğini yitirmişti.. Yolculuk yapmak içimden gelmiyordu artık..
Ceyhun Atuf Kansu..
Ozan doktor.. İnsan.. Sevgi dolu bir Anadolu ermişi.. Bilge kişi.. Bozkırdaki zerdali ağacının, köy öğretmeninin, Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşımızın destancısı ozan..
Sevgili üstadımızı anarken, Büyük Eğitimci İsmail Hakkı Tonguç'un oğlu, Kansu'nun meslektaşı Dr. Engin Tonguç'un kitabından bir alıntı yapalım.
"Fabrika'da (Amasya Şeker) çocuk hastalıkları uzmanı olmadığı için onbeş günde bir Ceyhun ağabey Turhal'dan gelir, çocuklara bakar, bir gece kalır ve dönerdi. O günü iple çekerdik. Akşam balkonda onunla oturup, bir kadeh rakının ve küçük pikabımıza koyduğumuz bir plağın eşliğinde güneşin batışını seyretmek ve konuşabilmek, konuşabilmek…
Ceyhun ağabey işini çok severek yapardı ve de çok, ama çok çalışırdı. Geldiği gün revirde çocuk gürültüsü ve ağlamasından geçilmezdi. Hiç sinirlenmezdi, çok sabırlıydı. Sabahtan gece geç vakte kadar onlarla uğraşırdı. Bazen sağlığından kaygılanır, işin bir bölümünü, zorlayarak bir gün sonraya bıraktırırdım. Çok yorulduğu zaman muayeneye birkaç dakika ara verir, revirin arkasındaki küçük fidanlığa çıkar, yere, toprağa oturur, bir sigara yakar, avucuna biraz toprak alıp okşardı.
Bu ülkeyi, toprağı, insanları, yoklukları, kusurları, erdemleri, her şeyi, her şeyi ile çok severdi, çok! Ama Amasya ve Tokat illerinde onun seveni de çoktu. Uzun yıllar sonra, terör ve şiddet eylemlerinin en yaygın olduğu günlerde, geçici görevle Tokat'a giden bir hekim akrabamıza Ceyhun ağabeyin yakını olduğunu anlayınca, gelmişler ve, "bizler yıllar önce onun yaşattığı kişileriz.
Hiç çekinme, bildiğin gibi gez dolaş Tokatta, sana hiçbir şey olmaz," demişlerdi. Cumhuriyet onun gibi çok sayıda Anadolu tutkunu aydınlar yetiştirebilseydi! .." (Engin Tonguç 1984. Umut Yolu. Sergi yay. 188-189 s. İzmir).
Yine Külebi'nin Kansu ustama yaktığı köylü biçeminde ağıtını dinleyelim.
Ceyhun Kardeş sen bu ilden gideli
Dağlarım yıkıldı, çöllerim bomboş.
Söğütlü dereler, iğdeli beller,
Kuraktan çatlamış göllerim bomboş.
Turhal yöresinden, Yıldızeli'nden
Çocuktan, büyükten, kızdan, gelinden,
Kurtarmıştın sayrılığın elinden
Şimdi sayrı kaldım, ellerim bomboş.
Her sevdiğin şeye sen 'gülüm' derdin,
İnsanları bebe gibi severdin,
En sonunda kendi yüreğini verdin,
Kırıldı dallarım, güllerim bomboş.
Külebi der ölüm gelir yavaştan
Ben de bıktım bu amansız savaştan
Dağdaki geyikten, gökteki kuştan
Beter oldum, telim teleğim bomboş.
Sevgili Öğretmenim Adnan Binyazar'ın bir anısını aktaralım:
"Ceyhun Atuf Kansu, ölmeden bir gün önce, "Kaygılanma Ceyhun Ağabey, soğuk algınlığıdır," dediğimde, o gülen gözlerini kısmış, gene de hüznünü gizleyerek, "Ben doktorum, Adnan, yüreğin neresinden hangi damarın geçtiğini bilirim," demişti. Heyyy, koca Ceyhun Ağabey! Bir ermiş gibi, gerçekten bilmişti" (Duyguların Anakarası. 2006. s. 179).
Ozanımız Tahsin Saraç da, ölümünün birinci yılında "Ceyhun" şiirini yazmış:
Lacivert Japon saçlı bir gece
Ve yürek silme yıldız: Ceyhun.
Yaz günü bir zerdali duldasında
Dalıp gitmek düşlerle, düşüncelerle
Bir bilge ozanlıkta: Ceyhun
Ve o serin erincinde tansokumunun
Toprağa uzanan ilk köylü eline
Ve çarkı ilk döndüren işçi koluna saygı:
Ceyhun.
Okuma yazmayı sokmuş, ya da
Sarılıktan kurtulmuş bir çocuk gözünde
Işıldamak bir evren dolusu mutlulukla:
Ceyhun.
Çiçeklerin serdiği halıyı
Çiğneyen kör ayaklara başkaldır: Ceyhun.
Her bahar onyedi mart sabahı
Dostluk gülü açmanın, yürek yüreğe olmanın
Şimdi artık bir adı da var: Ceyhun.
Sen öldün
Kırmızı küstü kiraza
Çekip gitti menekşeden mor: Ceyhun.
Bu dünyadan bir ozan hekim geçti. Ceyhun Atuf Kansu. Bir Anadolu ermişi, bir Türkmen bilgesi, bir güzel lokman idi O. Türk şiirinin cumhurbaşkanı idi O.
1919 ile 1978 arasında çağdaş bir Dedem Korkut yaşadı Anadolu toprağında. Öğretmen dostu, Türk Bağımsızlık Savaşı sevdalısı Kemalist, bir sivil Kuvayı Milliyeci hekimdi o. Bozkırdaki zerdali ağacının yareni idi o.
Aramızdan ayrılışının 33. yılında büyük ozanımızı anıyoruz.. Özlemle ve yokluğunu derinden duyumsayarak…
Ağustos 2011
PROF. DR. EMRULLAH GÜNEY
Bizim Anadolu, Ekin / Yazın / Sanat

ŞİİRLERİ