ŞİİRE VE ŞİİRDE PRİMİTİF ANLAYIŞA DAİR

"Gerçek şair yaşadığının farkına varan insandır, halis şiir yaşamak sevincinin bir tezahüründen başka bir şey değildir." Bir arkadaş bu sözleri söylediği vakit, itiraf edeyim ki hoşuma gitmesine rağmen pek yerinde bulmamıştım. Lâkin şimdi aradan bir hayli zaman geçtikten sonra, ne kadar haklı olduğunu daha iyi anlıyorum. Evet "gerçek şair yaşadığının farkına varan insandır. Halis şiir yaşamak sevincinin bir tezahürüdür."

Şiir nedir? Bu soru insan oğlunun dudaklarında kimbilir kaç defa dolaştı ve dolaşacak. Şiiri şu veya bu şekilde tarife kalkışanlar onun ancak bir tek cephesini aydınlatabildiler. Şiirin tarif edilmemesinin sebebini ilâhiliğine atfetmek şiire ihanettir.

Paul Valery der ki: bâzılarının şiir hakkında düşünceleri o kadar müphemdir ki, bu müphemliği şiirin tarifi zannederler. Başka yerleri bilmiyorum. Ama memleketimizde değil halkın, aydınların bile şiir hakkında belirli bir düşünceleri yoktur. Şiiri autobiographie yahut aşk mektubu telâkki edenlerimiz ne kadar çoktur.

Öyle sanıyorum ki bu, sanat kültürünü vermek için tuttuğumuz yanlış yoldan ileri geliyor. Güzelliğin, estetik mânadaki güzelliğin terkibi olduğunu tahlil edilemiyeceğini unutuyoruz. Bir adam tasavvur edin ki hayatında hiç çay içmemiştir. Şimdi buna en iyi cins çayın Çin'de yetiştiğini, bütün şeker endüstrisini ve nihayet çayın nasıl yapıldığını en küçük teferruatına kadar anlatsak, acaba ömründe hiç çay içmemiş olan bu adama hakiki çay içeceği vakit duyacağı tadı ihsas ettirmiş olabilir miyiz? İşte bize sanat kültürünü vermek için kullanılan yanlış yol. Güzele ünsiyet peyda etmemiş bir kimse çirkini nasıl tanısın? Güzele tahlil değil, telkin yolu ile varılacağını artık zihnimize yerleştirelim.

Şiir, halis şiir vezin ve kafiyenin hattâ mananın dışındadır. Nice mısralar vardır ki, vezin ve kafiyesini, mânasını bozmadan, kelimelerin yerini değiştirdiğimizde bizi eskisi gibi sarmazlar. La Bruyere’in dediği gibi "Bir fikri muhtelif ifadelerle anlatmak mümkündür. Fakat bütün bu ifadelerin içinde bir tanesi vardır ki en güzeli odur." İşte şair düşüncelerini en güzel şekilde ifade eden kimsedir.

Şiir kelimelere tasarruf etmek sanatıdır. Nasıl bir ressamın ilk endişesi tablosunu modele benzetmekten ziyade çizgilerin ve renklerin âhengini bulmaksa, bir şairin ilk endişesi güzel şeyler söylemekten ziyade güzel şekilde söylemektir. Birçok şairlerin söylemek istediklerinden çok söyleyiş tarzlarının hoşumuza gittiğine her halde dikkat etmişsinizdir. Meselâ bir divan şairinin herhangi bir beytine "aah ne güzel demiş" diye hayranlık gösterirken buradaki güzel kelimesi söylenen şeylere değil de söyleyiş tarzına racidir.

Nurullah Ataç şiire dair bir konuşmasında Andre Gide’in bu fikri şöyle hulâsa ettiğini zikrediyor: "Sanatkâr güzel odalar yapsın, okuyucu ona kiracı bulur" Bu tarif bizi symbolisme’e götüreceği için tehlikeli olmakla beraber büyük bir hakikatı ihtiva etmesi bakımından mühimdir.

Memleketimizde pek yanlış olarak modernizm birinci harbi umumiden sonra, Avrupa’da daha doğrusu Fransa’da baş gösteren anarşist cereyanların kötü bir kopyası telâkki edilir. Bu sakat ve dar bir görüştür. Şüphesiz genç nesil bu anarşist sanat cereyanlarından azçok mülhem oldu. Meselâ serbest nazmın memleketimizde vakitsiz yayılması gibi. Fakat hiçbir şairimiz bu anarşist sanat cereyanlarının meydana getirdiği mekteplere mensup değildir. Hiçbir şairimiz Guillaume Appolinaire’in plâstik daleverelerini denemedi. Ve bütün iddiaların tersine olarak hiçbir şairimiz sürrealist metotla çalışmamaktadır. Aralarında müşterek bağlar olan şairleri muhakkak bir isim altında toplamak lazımsa, buna primitif şiir anlayışı diyebiliriz.

M. Cevdet: lüks olmıyan bir şiir, fevkalbeşer olmıyan bir şair karşısındayız derken bu şiir anlayışının en veciz tarifini vermiş oluyordu.

Her şeyden evvel şaire istiklâlini kazandırmak icap ediyordu.

Şiirde müzik, müzikte şiir; şiirde resim, resimde şiir, aramak aydınlarımızın ötedenberi müptelâ oldukları bir illettir. Buna bir de son zamanlarda moda olan; şiirde roman, romanda şiir aramak hastalığını ilâve etmeliyiz. Genç şairin ilk mücadelesi bunlar oldu. İkinci mühim mesele şiiri olduğundan başka türlü görülmesine vesile teşkil eden ve şiiri statikleştiren lüzumsuz kayıtlardan kurtarmak lâzımdı. Bu maksatla vezin ve kafiyeye, mecaz, teşbih, istiare gibi lafız sanatlarına hücum edildi.

Bugün artık inkâr edilmez bir gerçektir ki bütün sermayesi vezin ve kafiyenin temin edeceği ahenkle; teşbih, istiare gibi lafız sanatlarından ibaret olan şiir tarzı iflâs etmiştir, ve şiirin kapıları insanı ilgilendirmiyen problemlere çoktan kapanmıştır.

Vezin ve kafiyenin şiirdeki izafiliği üzerinde duracak değilim. Orhan Veli bu meseleyi evvelce halletmiş bulunuyor... Yalnız vezin ve kafiyenin ortadan kalkmasıyla, şeklin de kaybolacağını ileri süren bâzı sivri akıllılara sanat eserinde şeklin muhtevanın heyeti umumiyesinden geldiğini hatırlatmak isterim. Teşbihe gelince, pek muhtemeldir ki insan oğlu ilk teşbihi düşüncelerine vuzuh vermek için kullanmış olsun. Bir teşbih bir ihtiyacı önlediği müddetçe iyidir. Dikkat ederseniz güzeldir demiyorum.

Başlangıçta fayda gözetilen teşbihte insanlar sonradan bir güzellik buldular, ve teşbih için teşbih yapmıya kalkıştılar. O kadar ki teşbih asıl ödevini kaybetti. Yani düşünceleri berraklaştıracağına bulandırmıya başladı ve netice meydanda işte: Şiir bilmece halini aldı. Bir ressamın sevgilisinin portresini yaptığını farzedelim; kaşları kemana, kirpiklerini oka, ve yanaklarını güle benzetsin. Ortaya çıkacak maskara şeyi siz tasavvur edin gayri. Teşbih için teşbih yapan şairin hali mahut ressam kadar yürekler acısıdır. Mecazın da teşbihten kalır yeri yoktur.

Biliyorum, edebiyatımızın teşbihler ve mecazlar dünyasında yüzmesi ekonomik, sosyal, tarihsel sebeplerin zarurî bir neticesidir. Medreseden gelen iskolâstik zihniyete karşı .... edebiyatının Epiküriyen'ci dünya görüşünün teşbihe ve mecazlara sığınacağı muhakkaktır. Fakat bilmem bugün ortada böyle bir sebep var mı? Niçin ağacı ağaç, bulutu bulut ve denizi deniz olarak seyretmiyelim? Niçin çiçek açmış canım erik ağacını ciğeri beş para etmez bir teşbih uğruna feda edelim?

Şair harcıâlem şeyleri teşbih ve mecazlarla lâyık olmadığı bir değeri vermek için çabalıyan bir sahtekâr değil, bulanık düşünceleri berraklaştıran hakikat arayıcısıdır.

Şurasını da belirtmeliyiz ki şiirde primitif anlayış bir netice değil bir başlangıçtır.

Eski şiirin yıkılması ve okuyucunun alışılmış şeylerden şüpheye davet edilmesi lâzımdı. Orhan Veli ve arkadaşları bunu yaptılar. Şimdi onlardan sonra gelenlere yeni hakikatlar bulmak için bu çetin yolda yürümek düşüyor. Unutmıyalım ki sanatkâr orijinalitesini yapmak için her şeyi yeni baştan öğrenmek ve inşa etmek zorundadır. Sanatkar için mükemmeliyet gibi ezbercilik de yoktur.

MUZAFFER TAYYİP USLU
Kara Elmas Dergisi, Sayı: 7, 15 Şubat 1943

ŞİİRLERİ



ARKADAŞINIZA GÖNDERMEK İÇİN:





ŞİİR PARKI