Gençlerin dili bazen hoşuma gidiyor, kullanıyorum yeri gelince. Bir kaç gün önce dilimiz bozmayalım diye, dil bayramı kutlaması yazısı yazan ben, böyle şeyler de yapıyorum işte.
Ne yaparsınız, hayat çok kısa ve bazen çok ciddiye aldığımızı düşünüyorum. Gençlerin "Fransız kalmak" sözünü de beğeniyorum. Gerekli yerlerde cümle içinde kullanıyorum, kim ne derse desin.
Bazılarına göre "genç özentisi" gibi gelse de.. Amaaan, yaşlılığa özeneceğime, ki o kaçınılmaz, özensem de özenmesem de, yaşlana- cağım, ama tekrar genç olmak gibi bir şansım yok. Gümüşleri takıyorum, spor ayakkabıları giyiyorum, gözüme düşen ateş kızılı boyattığım kahkülüme bir de toka takıyorum, oooh benden özgürü yok. Kulağımda IPod, canım nereye isterse oraya gidip konuşlanıp, müzik dinleyip, kitap okuyorum.
Hüzün beni hiç terketmez, zaman zaman "melal" de derim ben ona artık pek anlayan kalmamış olsa da... Ne sözcükten, ne de anlamındaki halden, ben genellikle hüznü, melali seviyorum.
Sonbahar da geldi ya artık, gelsin hüzünler, gitsin melaller... Keyfime diyecek yok, bir müddet sonra Leo Buscaglia gibi, sarı yaprakların üstünde şarkı söyleyip dansetmem yakındır.
Bunun nersi "hüzün-melal?" diyeceksiniz, canım her dakika aynı şeyler olur mu, insan hergün baklava börek yese, usanır, her dakika hüzün çekilir mi? Canıma yazık canım.
Gelelim şu nostalji meselesine, bu Sezen Aksu beni acayip etkiliyor, onun şarkı sözleri, dilime, yaşamıma öyle bir yerleşti ki, artık mümkün değil çıkarıp atmam, zaten öyle bir niyetim de yok, açıkçası. Ben memnunum Sezen'ciğimden, sağolsun. İyi ki var, iyi ki üretiyor, iyi ki hislerimize tercüman oluyor. O olmasa pek çok duygumu nasıl ifade edeceğimi bilemezdim doğrusu.
Bunları okusa belki benden "telif" hakkı ister. Ama sanmıyorum onun buralara gelip de bu blogları okuyacağını. Bilsem ki okuyor, ona en büyük hayalimden bahsederdim, o "ne" diye sorardı, köfte dudaklarıyla en büyük hayalimin ne olduğunu, ben de ona; "seninle bir gün geçirmek" derdim. Onun evinde, onun ortamında, o önünden geçerken, "eeeh bu evde de Sezen Aksu olunur hani" dediğim evinde.
Tabii lafın gelişi, biliyorum ki o, o evde Sezen Aksu olmadı. Haksızlık etmeyeyim Sezen'ciğime.
Bakın hangi nostaljik takılmamı anlatacaktım unuttum şimdi.
Neyse, bu günlük bu kadar yeter, bir dahaki sefere yazarım artık, nostaljik yazımı. O yazı, "eskidendi" diye başlayacak, aynı "Sezen" in dediği gibi, emin olun
EMELİ HİCRAN
28.09.2007
:: Dinozorca ::

I 1 I 2 I 3 I 4 I 5 I 6 I